OLIVEBIOTEQ 2011 - BİR GİRİT MASALI
OLIVEBIOTEQ 2011

13.11.2011 



 


OLIVEBIOTEQ 2011 - BİR GİRİT MASALI !!!
 

Neden bir Girit masalı? / Serdar Öçten ÜNSAL

Ülkemizde bugüne kadar yapılan toplantı, seminer, kongre, ortakakıl, şenlik, fuar vs. hatta derslerde ; Girit Zeytinyağında marka, Girit sağlıkta marka, Girit uzun yaşayanlar adası, Girit zeytinciliği almış başını gidiyor, Fabrikalar birliklere
dönüştürülmüş, Girit'te kanser olan yok, Girit'te zeytinyağı tüketimi kişi başı 25 lt , Hasatta ilerideler,Girit şöyle Girit böyle diye anlatıldıkça kafamda tabu oluşturmuşum. Sanırsınız Giritlilerden başka zeytin kültürünü bilen yok ...
İspanya gezisinden sonra bize model olamayacağını anlatmıştım ya, aynen öyle Girit yada Yunanistan Zeytinciliği bize model olamaz, Çünkü bana göre bizden geride ve tembeller......Yanlızca adları var, masalları var, kullanmasını biliyorlarmış diyorum bugüne kadar.....ya sonrası....

Olivebioteq 2011 çok kısa anlatmak istiyorum,dünyanın bir çok
ülkesinden 190 kişinin bir araya geldiği,ekonominin uçak dolduracak kadar geliştiği,gelen insanların katkıları ile ayakta durmaya çalışan , fayda yaratmaya çalışırken faydasızlığa yelken açan bir sempozyum.Bir ucundan diğer ucu 260 km olan bir adada,havaalanından sempozyumun düzenlendiği otele 40 km yol güzergahı olan ve yolları tek şerit halinde geliş gidişi sağlanan,saatte 50 km hız limiti olan bir adada sempozyumun ne bir işareti,ne posteri, ne reklamı vardı. Oteli
bulmakta zorlandık diyebilirim, dünyaya açık bir sempozyum
yapıyorsanız, havaalanı, otobüs güzergahları, duraklar üzerine ve toplu taşım araçlarına afiş asarsınız, tabelalar koyarsınız ki insanlar rahat ulaşsınlar, ancak amaç saklambaç oynamaksa başardılar sanırım.

Zaten adaya ayak bastığımızda hayalet bir şehir görünümündeydi,tatil sezonu bitmiş herkes ayrılmış,190 kişi saklambaç oynamaya gelmiş. Kaldığımız otel Kydonia bölgesinde , sempozyum Platonias'ta; her sabah deniz manzaralı 17 km gidiyoruz, akşam 17 km dönüyoruz, hoşuma giden buydu, Sinop sahillerinde zannettim kendimi.Öğleden sonra siesta vakti geldiğinde ise ortada dolaşan üç beş kişide kayboluyor,dükkanlar kepenk indiriyor ve akşam 20.00 kadar her yer kapalı kalıyordu.

Sempozyumun en güzel yeri standlarıydı, çok beğendim en işe yarar bölüm burasıydı. Küçük el örmesi sepetler içerisinde Yunanistan ve Girit Adası zeytin çeşitleri konulmuş,üzerlerine isimleri yazılmış,arkalarında ise fidanları yerleştirilmişti. Çeşitleri kitaptan değil dokunarak,görerek öğrenmek en doğrusuydu. Başarılı da olmuşlardı.




En kötü yanıda otelin giriş kapısında yazan, Olivebioteq 2011
yazısının, girişi kapatan ağaç dalları arasında kaybolup
gitmesiydi, Girit Adasında sempozyumla ilgili olan tek afişi de ağaç dalları gölgelemişti.

Masal diye başladık ya söze devam edelim;

Girit zeytinyağları marka mıdır?

Ülkemizde sanıldığı gibi Girit Zeytinyağları marka değildir,
olamazda. Rastladığım her mekanda, özellikle iyi diye sunulan, tadımını yaptığım markalı markasız zeytinyağlarının tamamı kusurlu ve mide yakan cinsten.Her birinde posa-çamurlu tortu-rancid kusuru mevcut.Meyvemsilik erken hasat yağlarda çok az var ancak bu yağlarda da yeşil yaprak ve odun tadı yoğunlukta. Ancak her yağda çuval, hasır kokusu var!!!

Bu kadar kusura rağmen her lokantada,tavernada,cafede zeytinyağı var, iyi veya kötü; ancak var. (Ülkemize örnek olacak yönü) İstemenize gerek yok masada mevcut , hatta iki ayrı şişe olanları mevcut. Şişeler çoğunlukla % 85 koyu renkli ve vida kapaklı, mantar olanlar yok denecek kadar az.

Girit sağlık sembolümüdür?

Evet, gözlerimle gördüm. Mezarlıklarını gezdim, trafik kazaları
dışında ölenlerin yaşları 75-105 arası, fotoğraflarla
belgeledim. Mezarlıklarında bile şişelerde zeytinyağı
bulunuyor. Zannediyorum mermerleri parlatmakta kullanıyorlar. Ancakkkkk; zeytinyağı tüketiminin yanı sıra , doğal otlarla yapılan yemekler, sanayi üretiminin olmaması da büyük bir etken değilmidir? Ada da kum ve çakıl dışında herşey gemi ile dışarıdan getiriliyor ve otlar konusunda yeni kuşaklara bilgiler veriliyor.

Bir akşam davetli olduğumuz köyde, köy halkının bir araya gelip, çoluk çocuk, yaşlı,genç toplandıkları bir etkinliği yaşadım.Orada bir doktor otlardan bahsetti, tanıtımını yaptı ve içerisinde bulunan vitaminlerden, antioksidanlardan, tokaferollerden nasıl yararlanılması gerektiğini anlattı. Arkasından köy halkı ekonomik sorunlarını konuştular, çocuklar ve ebeveynleri söz alarak neler yapmaları gerektiğinden söz ettiler.Kadın, erkek, çocuk hep bir arada olmanın avantajını kullandılar. Ardından da yemek yediler,bize de peynir ekmek ve tatlı ikram ettiler. (Birliktelik farkı)

Girit Zeytinciliği alıp başını gitmiş midir yada Fabrikalar, birlikler
oluşturulmuşta bizler mi göremedik?

Bu yıl Edremit körfezinde neler yaşandı ise Girit Adasında da aynı şeyler yaşanmış; çiçeklenme döneminde aşırı çiçekleri görenler hayrete düşmüş bu kadar zeytini ne yapacağız diye düşünürken, şimdi toplayacak zeytin yok !! Yani Girit'te yok yılı yaşanıyor...Koroneiki çeşidinden başka meyve tutan ağaç yok. Bu da demek oluyorki bu yıl Sofralıkta çeşitlerinde yoklar... Koroneiki çeşidi zaten küçük leblebi gibi birşey, toplamak için değmiyor bile, makina ile bir giriyorlar dal sap saman birbirine karışıyor, sonrada tahta tadı olan, yaprak acısı ile
dilin üzerini kabartan bir zeytinyağı çıkıyor.

Hasat zamanı kasım başları ve aralık ayı sonları,hasat yapılan
bahçeleri gördüm, ağaçlar altında hasırlar, toprakla temas
önleniyor, toprağa düşen zeytin alınmıyor, yada biz orada olduğumuzdan almıyorlar!! Ancak fabrikada yıkanan zeytinleri suyun çamurundan göremiyorum, bu işte bir terslik var !!

Zeytin bahçelerinde çalışan Afgan işçilere rastladık, nasıl ekonomi anlamadım, hem batıyorlar, hem yabancı işçi çalıştırıyorlar.(kaçak olabilir) Pervane şeklinde mekanik hasat makinaları var, çalışırken göreceksiniz, zeytin dahil dal, yaprak ne varsa buduyor makina,arkasından birde budamacı giriyor, zeytinağacı ağlıyor kimin umurunda.

Can alıcı noktaya geliyorum;

Makinalı hasat, erken hasat, dip zeytini yok,ama birader ÇUVAL'a da konmaz ki !!! evet aynen çuvallara dolduruyorlar kamyonetin arkasına ve fabrikaya. Bitmedi daha fabrikaya gelen zeytin hemen işlenir değilmi, yokkkk bekleyecek, fabrika dolmadan makineler açılmaz 1-2-3-4-5-6 gün bekleyen zeytinler, üst üste konan çuvallar, fermente olan zeytinler, kendimi bir anda Ayvalık'ta yada Aydın'da zannettim. Yokmuş aslında birbirimizden farkımız, onlar MASAL çocukları olmuşlar anlatılmış, bizlerde dinlemişiz sorgulamadan, görmeden, bilmeden... 

Yol üzerlerinde bir çok fabrika gördük, gezdik. Çoğu kapalı
durumdaydı, açık olanlar ile konuştuk,samimi davrananlar, Cikudia ikram edenler bile oldu,kırmadım içtim. Makineler 3 faz çalışıyor, karasular derelere ve doğru AKDENİZ'e, bize karasuyun damlama ile ağaçlara verildiğini söylemişlerdi, şimdi kim söyledi tam hatırlamıyorum ama artık inanmıyorum..... Fabrikalar içler acısı durumda, pislikten
girilecek gibi değil, prinalar ortalıkta, arka bahçelerde, plastik beyaz bidonlar kullanılıyor, sıkım sırasında talk kullanılıyor, fabrika bahçelerinde kazırlarken gördüm. Her yer pas içerisinde ve Birlik yada Kooperatif göremedik!!!!

Adamlar çoktan çıkmış, dağılmışlar, bizlerede Girit'ten MASALLAR anlatılıyor. Ekonomik düzenleri yok, şahıslara ait fabrikalar var. Bu kadar zeytinliğin ve zeytinyağının içerisinde Zeytinyağından anlayan bir allahın kulu yok.. Kusurlu zeytinyağlarını turistlere satmaya çalışıyorlar ve başarıyorlarda, en azından ben 18 şişe yağ aldım. Ekonomileri düzelsin diye...

Girit Ad asında Zeytinyağı tüketimi anlatıldığı gibi yıllık kişi başı
25 lt mi dir?

Tüketilen zeytinyağının ada nüfusuna oranını (650.000) göz önüne aldığınızda doğru gibi gelebilir, ama geri planda yaşananlara bakalım; Ada da yaşayan halk yoğun olarak domuz eti tükettiğinden bu kadar zeytinyağını tüketmesi olanaksız gibi görünüyor, Adaya gelen turist sayısını (650.000) hesaplarsanız daha doğru olacaktır, gelen turistlere çoğunlukla zeytinyağı ikram edildiği yemeklerine salatalarına konulduğu ve satıldığı düşünülürse tüketim artışının nedeni ortaya çıkacaktır. Hediyelik olanlara ve dökme olarak İtalyanlara satılanları saymıyorum bile... Bizde çok konuşulur ya dökme satıyoruz diye, Girit'te daha fazlası satılıyor İtalyanlara ve İspanyollara.... Yaz nüfusu turistler ile (1 300.000. oluyor)

Ancak kültür bambaşka bir şey, 3000 yıllık zeytinağacı, müze evler, kaleler, gezilmeye değer yerleri.Trafik sorun, tek şeritli dar
yollar, kuralları hiçe sayan Girit halkı, (yol boylarında kazalarda
ölenleri anmak için dikilen heykelciklerin çokluğundan anlaşılabilir) saatte 50 km ile adanın diğer ucuna gitmek 5 saat sürüyor.

Chania-Hanya ıssız sessiz bir akdeniz kenti,Rethimnon tarih kokan bir kent,Iraklion ise üst üste binalar ile karmaşanın yoğun olduğu bir kent. Rethimnon'da bulunan Osmanlı eserlerini görmeden gelmek, (Pargali İbrahim Camii), AVLİ RESTAURANT da yemek yemeden gelmek, (et yemekleri, oğlak ve Koyun). Chania'da TAMAM TAVERNA'da sebze
çorbası ve et yemekleri yemeden gelmek olmaz. Deniz ürünlerini rahatça ve ucuza tüketebilirsiniz.

En önemlisi Chania'da bulunan, Platanias yolunu takip ederek Vouves köyünde bulunan 3000 yıllık zeytinağacını ve tarım müzesini , olive press in old olive oil factory, Millstones in old olive oil factory ve Oil storage görmeden Girit Zeytinciliğini tanıdım demeyin.

Eğer 7-8 gün ve fazlasını kalacak iseniz havaalanından ayrılmadan önce araç kiralamak daha ucuz geliyor (4 kişilik bir grup)

Yazımın başında söylediğim gibi Olivebioteq 2011 ' in olumlu yönü çeşitlerin sunumuydu, Kalamata zeytini ülkemizde iri zeytin olarak bilinir (bulmacalarda bile çıkar) öyle olmadığını gördüm, Memecik yada iri Gemlik ayarında bir çeşit, adı KALAMON . Üstelik KALAMATA bir işleme çeşidi, tıpkı Gemlik gibi. En iri zeytinleri İspanyol çeşidi
olan Gaidourelia.

Yunanistan ve Girit adası halkı AB fonları ile yiyip içiyorlar,üretim
yok,sürekli tüketen bir toplum. (Ekonomik krizin nedeni) kaba bir
deyimle AB fonları ile gerdeğe giriyorlar.Sonra da sempozyuma gelip isyan çıkarıyorlar !!!!! Nereye baksanız AB levhaları, her şeyi fonlarla yapıyorlar,kendileri beş para harcamak istemiyorlar.

Zeytinağaçlarının tamamı bakımsız,hastalıklı,yoğun nemden dolayı; dal kanserleri, halkalı lekeler,fungusit hastalıklar, zeytin sineği, yaprak güvesi, fidan tırtılı bol miktarda bulunmaktadır. Ağaçların altında toprak işleme yapılmamakta, çoğunluğunda yonca bulunmaktadır.Yonca hem hasatta zeytin toplamasını kolaylaştırıyor, hem erozyonu önlüyor,hemde yabani ot mücadelesinde etkin rol oynuyor. Bordo bulamacı yada farklı bir ilaç(zehir) atılmıyor. Ancak süper pres sıkım yapan bio fabrikada hasırlar paslı suyun içerisindeydi.....Gördükleriniz karşısında şaşırıp kalıyorsunuz.

Girit zeytinağacı sayısı 300.000 , nüfusa oranı 1/2 yani kişi başı
ortalama yarım zeytinağacı düşüyor.

GİRİT ADASI VE YUNANİSTAN TESCİLLİ ZEYTİN ÇEŞİTLERİ

1- Gaidourelia
2- Chalkidikis
3- Valanolia
4- Adramitini (Edremit)
5- Kalamon
6- Strogilolia
7- Vasilikada
8- Megaritiki
9- Konservolia
10- Kothreiki
11- Koroneiki
12- Frantoio Rodou
13-Koutsoruelia
14- Dafnelia
15- Tragolia
16- Thiaki
17- Mirtolia
18- Mavrelia
19- Mastoidis
20- Kerkiras

İşte bir GİRİT MASALI böyle oluştu, sizlerle paylaşmak ve
yaşadıklarımı anlatmak istedim. Öğretilmeye çalışılanlar ile kendi görüp öğrendiklerinizin çok farklı olduğu bir dünyada
yaşıyorsunuz, lütfen biraz duyarlı olalım ve bilgilerimizi paylaşalım.

Bu birliktelikte paylaşımlarını esirgemeyen , Sayın Mücahit Taha
ÖZKAYA, sayın Renan TUNALIOĞLU ve sayın Aslı YORULMAZ'a teşekkür ederim.


Sevgi ve saygılarımla

Serdar Öçten ÜNSAL
Zeytindost / Türkiye
0 537 660 42 26